Güneşin ilk ışıkları parka vurduğunda, bir anne minik kızıyla birlikte ormana doğru yürüyordu. Kız, daha önceki günlerde olduğu gibi yine sessizdi; gözleri etrafta dolaşıyor ama dudakları tek bir kelime dahi etmiyordu. Annesinin kalbindeki kaygı büyüyordu; küçük kızının neden bu kadar içine kapandığını bir türlü anlayamıyordu. O sırada parkta oynayan çocukların neşeli sesleri, çiçeklerin kokusu ve rüzgarın hafif esintisi, kızı daha da içine kapanık hale getiriyordu. Fakat aniden, parkın köşesinden bir adam beliriverdi. Adam, gülümseyerek kızı selamladı ve ona bir soru sordu; bu basit eylem, küçük kızın dünyasında bir kıvılcım yaratmıştı. Annenin gözleri, bu beklenmedik anın büyüsüne kapılarak ışıldadı; belki de sessizlik, sadece doğru sözcükleri bulmakla ilgiliydi.
O an, anneyi derin bir düşünceye sevk etti; bazen kelimelerin arkasında yatan anlam, bazen de bir yabancının sıcak bir gülümsemesinde saklıdır. Kızının ilk kez sesini duyduğu o an, sadece bir başlangıçtı; duyduğu cümle, ona özgüven kazandırmış ve kelimelerin dünyasına açılan kapıyı aralamıştı. Anne, bir anda çocuğunun içsel yolculuğunda bir dönüm noktası yaşandığının farkına vardı. Hayatın karmaşası içinde, bazen en etkili iletişim bir bakış ya da sıcak bir tebessümle başlar. Kızın sesi, aniden parkın sessizliğini bozmuştu ama belki de o sessizlik, içindeki derin düşüncelerin bir yansımasıydı. Her şeyin bir zamanı var, ve belki de bu zaman, çocuğu bir adamla tanıştırmak içindi. Kızının yüzündeki gülümsemeyi görünce, anne kalbinde umutla doldu; hayatta bazen en sıradan anlar, en büyük değişimlere kapı aralayabilir.