Bi akşam halı sahada arkadaşlarla maç yaparken ayağımı çok kötü incilttim doktor Bi şekilde calisamazsin dedi 15 gün rapor verdi evde bol bol dinleneceksin dedi, kaynanam damat merak etme ben sana çok iyi bakarım dedi, sabah eşim beni uyandırmadan işe gitmiş, kaynanam odaya geldi, çok terlemişsin damat üzerini değiştirmemiz lazım dedi ve elini benim……..
Yeni bir yaşama ismim atmanın heyecanı amacıyladeydim. Evliliğimiz şimdilik tazeydi. Her şey yepyeniydi: evimiz, düzenimiz, duygularımız… Eşim fabrikada vardiyalı çalışıyordu. Genellikle gece vardiyalarında evde yalnız kaldığımda içimde tuhaf bir tedirginlik oluşuyordu. Karanlık, sessizlik ve birtakım durumlarda gök gürültüsüyle birleşince huzursuzluğum artıyordu. Ama zaman amacıylade buna da alışmaya başlismim. Çünkü insan, alışır. Mecbur kaldığında cesaretini keşfeder.
Evlilikten kısa bir vakit evvelce eşimin annesi vefat etmişti. Kayınpederim köyde yalnız kalıyordu. Eşim bir gün, “Babamı çağıralım, bizde kalsın. Hem o yalnız kalmaz hem de sen,” dediğinde evvelce tereddüt ettim. Ama sonra düşündüm… Belki de evde bir ses, bir soluk olması bana da iyi gelecekti. “Tamam,” dedim. İçimden bir ses, “Bu hepimiz amacıyla iyi olabilir,” diyordu.
Kayınpederim geldiğinde, ön görü ettiğimden çok daha sempatik ve neşeliydi. Hoş sohbetti, yaşama dair çok güzel hikâyeleri vardı. Eşim sessiz, amacıylae kapanık biriydi ama kayınpederim tam tersiydi. Onunla sohbet etmek, eş güdümlü çay içmek, mutfakta yardımlaşmak bana huzur veriyordu. Ev bundan sonra daha canlıydı. Birbirimize yaşamı anlattık; o bana gençliğini, ben ona yeni evliliğin komplike duygularını…
Bir gece… Dışarıda fırtına vardı. Yağmur pencerelere vuruyor, sema resmen hiddetlenmiş gibiydi. Eşim gece vardiyasındaydı. Uyumaya çalıştım ama kalbimde o tanıdık tedirginlik vardı. İçimde çocukluğumdan kalan bir korku… Derin bir soluk aldım ve kendimi bir anda kayınpederimin odasının kapısında buldum. Kapıyı tıklayıp, “Baba, korkuyorum,” dedim.
Gülümsedi. “Gel kızım, otur biraz,” dedi. Oturdum. Biraz sohbet ettik, geçmişten konuştuk. Bana annesinden kalan eski bir dua kitabını gösterdi. “İnsan birtakım durumlarda yalnız hissettiğinde dua eder. Çünkü dua bir bağdır,” dedi. Bu söz içime işledi. O gece, korkularımı yalnızca yatıştırmismim; onları tanıdım.
Ertesi sabah içim rahattı. Ama aynı vakitte bir şey fark etmiştim: Evde her bireyin birbirine karşı sınırları, kısmı ve duygusal dengesi olmalıydı. Bu yakınlık, her ne kadar emniyet verici olsa da, duygusal bir dengenin korunması gerekliliğini öğretti bana.
Zamanla evdeki etkileşim daha dengeli duruma geldi. Kayınpederim de bu farkındalığı sezmiş olacak ki, bana karşı çok daha ölçülü ve uzaklıkli davranmaya başladı. Artık her şey yerli yerine oturuyordu. Bu, bir uzaklık değil, karşılıklı saygıydı.
O günden sonra şunu öğrendim:
Duygular birtakım durumlarda komplike olabilir. Korkular, yalnızlık, anlayış arayışı bizi değişik yönlere çekebilir. Ama kalbimizi dinlersek ve iç sesimizi duyarsak, doğru yolda ilerlememiz olası olur.
O fırtınalı gece, bana yalnızca gök gürültüsünü değil, içimde sakladığım pek çok duyguyu da duyurdu. Kayınpederimin beraberinde otururken, bir yandan korkularım hafifliyor, bir yandan da geçmişimden gelen duygularla yüzleşiyordum. Arada sırada bir bardak çayın buharında, birtakım durumlarda eski bir kitabın sayfalarında insan kendi kalbiyle konuşurmuş… O gece ben bunu yaşismim.
İçimde hâlâ bir tedirginlik vardı ama aynı vakitte bir farkındalık da doğmuştu. Ben bir gelindim, ama aynı vakitte bir kadındım. Kendime, ilişkilerime, evliliğime karşı sorumluluklarım vardı. O gece bir şeyi daha fark ettim: Sınırlar yalnızca emniyetliğini sağlamak amacıyla değil, ilişkileri daha sıhhatli ve uzun yaşamlı kılmak amacıyladir. Her şeyin dozunda, yerinde ve doğru zeminde olması gerekiyordu.
Ertesi gün biraz daha düşünceliydim. Kayınpederim de o gece yaşananlardan sonra bana karşı daha dikkatli, daha uzaklıkli ama hâlâ sevecen ve saygılıydı. Bu yetişkin yaklaşımı, onu daha da takdir etmemi sağladı. Demek ki birtakım insanlar, sınırı fark ettiğinde ismim atmak yerine geri çekilerek saygı gösterebiliyormuş. Bu da ayrı bir erdemdi.
Ben ise kendi içimde bir ismim daha atmak istedim. O gün eşime oturup içimi döktüm. Ona olan sevgimden, evliliğin başındaki duygusal dalgalanmalarımdan, yalnızlık korkumdan bahsettim. “Senin beraberinde olmak istiyorum ama birtakım durumlarda senin suskunluğunla baş kafaya kalıyorum,” dedim.